"Bauhaus bir fikirdi. Onun dünyadaki tüm ilerici okullar üzerindeki büyük etkisinin temelinde, onun bir fikir olma gerçeğinde yatmaktadır. Böyle bir etkiye ne bir organizasyonla, ne de propagandayla ulaşılabilir. Yanlızca bir fikrin böyle bir etki yapma gücü vardır ki, geniş yankılar uyandırabilsin." -Ludwig Mies van der Rohe, 1957

Bauhaus Zeminin Hazırlanması

19. yüzyılın sonları 20. yüzyılın başlarında ortaya çıkan hızlı teknolojik gelişmeler, savaşların ortaya çıkardığı yıkımlar, sanat ve düşünce alanlarını etkilemiş yeni estetik arayışların ortaya çıkmasına zemin hazırlamıştır. Bu dönemde sanat tartışmaları yoğunlaşmış sanatın toplumsal yönü, sanatın işlevselliği sorgulanmaya başlanmıştır.

İmparatorlukların parçalanması, krallıkların yok olması ve yerlerini yeni oluşumlara bırakmaları, sanat alanında da geleneksel kalıpların kırılarak yeni ve farklı tarz arayışları olarak değerlendirebileceğimiz modern sanat anlayışı egemen olmaya başlamıştır.

Romantizmle başlangıç yapan modern sanatın, izlenimcilikle genişleyerek yayıldığını ve Paul Cezanne’la birlikte rotasını bulup ilerlediğini söyleyebiliriz. Cezanne 1901’de yapmış olduğu resimlerinde doğayı küp, silindir ve koni şeklinde geometrik parçalara ayırarak Kübizm akımının öncülüğünü yapmıştır. Picasso ve Braque gibi sanatçılar da Cezanne’ın bu anlayışını geliştirip devam ettirmişlerdir. Sanattaki gelişmeler bilimi etkilemiş, bilimin getirmiş olduğu teknolojik gelişmeler de sanata ivme kazandırmıştır.

Kübist sanatçılar, doğa biçimlerini parçalayıp geometrik formlara dönüştürerek soyutlamaya gitmişlerdir. Mondrian ise, Kübizmi soyut sanat olarak değil soyutlayıcı sanat olarak adlandırmıştır. 20. yüzyılın ilk otuz yılında, toplumda yaşanan olaylara ve kültürel değişimlere paralel olarak Kübizm, Fovizm, Ekspresyonizm, Fütürizm, Dadaizm, Ready-Made, Konstrüktüvizm ve Sürrealizm gibi sanat akımları ortaya çıkmıştır. Bu dönemde yaşanan endüstri ve teknolojideki gelişmeler, estetik biçimlemeye ihtiyaç duyulmasına neden olmuştur.

bauhaus-ekolu-cubism-abstract-art.jpg

Bauhaus Okulunun Kuruluşu

Birinci Dünya Savaşından sonra sanat eğitimini kökten etkileyen bir kurum olan Bauhaus, endüstrileşmenin ayrıştırdığı sanatsal, teknik ve üretimsel bölümlerin birlikteliğini yeniden oluşturma uğraşlarının önemli bir noktasında 1919 yılında Almanya’da kurulmuştur. Bauhaus anlayışı, uygulamalı sanatlar ile güzel sanatlar arasındaki engeli ortadan kaldırarak her iki uğraş alanının karşılıklı etkileşmesine uygun bir ortam hazırlamayı amaçlamıştır. Bauhaus’da amaç, hiçbir zaman zanaatkâr yetiştirmek olmamış, uygulanan eğitim ve öğretimin esası, kişisel becerileri geliştirecek atölye sistemi üzerine oluşturulmuştur. Atölyeler araştırma laboratuvarları gibi kullanılmış, endüstrinin gereksinimi olan modüller, bu atölyelerde hazırlanmıştır. Bauhaus’ta ilk defa endüstrinin gereksinimlerini karşılama amacıyla tasarımlar hazırlanarak, tekstil, cam, metal, baskı ve seramik atölyelerinde prototipler yapılmış, fabrikalarda üretimler gerçekleştirilmiştir. Toplum, ilk kez sanatçılar tarafından hayata geçirilen bu tasarımları günlük yaşamda kullanma fırsatını bulmuştur.

Öğretmenler; Dessau’daki Bauhaus Stüdyo Binasının Çatısında, c1926. L-R: Albers, Scheper, Muche, Moholy-Nagy, Bayer, Schmidt, Gropius, Breuer, Kandinsky, Klee, Feininger, Stölzl, Schlemmer.

BAUHAUS ve Endüstriyel Tasarım

IX. yy’ın ortasından itibaren ortaya çıkan akımlardan belki de hiçbiri, ürünler üzerinde Bauhaus’un form dili kadar etkili olup, hayatımıza bu derece yoğun yansımamıştır.

Bauhaus, disiplinlerarası tasarım okulu olarak geliştirdiği deneysel müfredat ve yenilikçi öğretim uygulamaları ile çağdaş endüstri ürünleri tasarımının temelini oluşturmuş, sanayi ile uyum sağlamayı hedeflediğini belirten bir açılış manifestosu yayımlamış, gündelik yaşam için tasarlanacak, sanayi ve sanatın sentezi ürün tasarımları yapmayı amaç edinmiştir.

Dessau Bauhaus Okul Binası

“Bauhaus ekolü, De Stijl, Jugendstil, Konstrüktüvizm, Ekspresyonizm gibi sanat akımlarından etkilenmiş olmasına rağmen, temel felsefesi Deutscher Werkbund akımının endüstriyel üretime katmak istediği Alman tarzından gelmiştir.”

1907’de kurulan Deutscher Werkbund, Alman tasarımının temellerini oluşturmuştur. Endüstrileşen dünyada, sanayinin mükemmelleşmesi hedefi ile sanayici, tasarımcı ve zanaatkârı bir araya getiren bir birliktir.

“İlk yıllarında… daha çok el sanatlarını destekleyici olmuştur. I. Dünya Savaşı’nın son yıllarında ise, endüstriyel sorunlar daha da önem kazanmaya başlamıştır. … Hermann Muthesius’a göre Werkbund; Almanya’nın ekonomik refah düzeyini yükseltip, uluslararası alandaki gücünü arttırmakla kalmayacak, küresel ticaret sahasında bütünleşmiş, kendi bilincinde olan ve niteliksel olarak üstün bir ‘Alman stili’ yaratacaktır.”

Werkbund’un etkisi Almanya’ya yayılmıştır. “Güzel Sanatlar Eğitimi veren okullar, müfredat programlarına endüstrinin sorunlarını da almaya başladılar. Bauhaus, endüstrinin sorunlarına çözüm arandığı bir dönemde ortaya çıkmış bir olgudur. Aynı doğrultuda ve aynı sorunlara çözüm arayan birçok atölye ve okul vardır, fakat Bauhaus bunların en kapsamlısı ve gelişmişidir. Walter Gropius tarafından kurulan okul dönem şartları dahilinde sanat ve zanaatı birleştirip, teknolojiden yararlanıp, işlevsel, sade ve seri üretime yönelik tasarımlar yapmayı hedeflemiştir. Kökleri Arts and Crafts, de Stijl gibi akımlara ve ‘Deutscher Werkbund’ gibi kurumlara dayanan okul, döneminin ve daha sonrasının, hatta bugünlerin tasarım niteliklerini derinlemesine etkileyen bir öneme sahip olmuştur.”

Bauhaus, Werkbund’un yarattığı yeni anlayışı benimsemiştir. “Bauhaus’ta ilk defa endüstrinin gereksinimlerini karşılama amacıyla tasarımlar hazırlanarak, tekstil, cam, metal, baskı ve seramik atölyelerinde prototipler yapılmış, fabrikalarda üretimler gerçekleştirilmiştir.”

Uygulamalı öğretim fikri, farklı bir ders programı ortaya çıkarmıştır. Atölye çalışmaları öncelikli konumdadır. Farklı atölyelerde öğrenciler usta-çırak ilişkisine dayalı uygulama yapmaktadır. Bu yöntemler dünyadaki sanat ve tasarım öğretimini köklü bir dönüşüme uğratmıştır. Bauhaus, endüstri ürünleri tasarımı öğrenimi veren ilk kurum olarak günümüzde bu disiplinin temelini oluşturmuştur. Bauhaus, kurucusu Walter Gropius, “sanat ve endüstriyi birleştirmeyi amaçladı böylelikle Bauhaus, endüstri çağı düşüncesinin oluşturduğu bir eğitim merkezi oldu.”

Mechanical Stage Design by Joost Schmidt, 1925.
Poster for the Bauhausaustellung (1923)

Bu nedenle aslında Bauhaus’u bir okul değil, bir “düşünce” sistemi olarak kabul etmek mümkündür. Dolayısı ile sadece bir öğretim programı değil, Bauhaus, eğitim ve öğretim sistemi olmuştur. Makine ve makineleşmeyi tasarımda artı bir eleman olarak değerlendirmiştir. Gropius, sanat ve endüstri arasındaki bağları yeniden düzenlemiştir. Endüstriyel üretim ve endüstrileşmenin önemli olduğu düşüncesi ile Bauhaus’un tasarımda endüstriyel bir yaklaşım benimsemesi gerektiğini savunmuştur.

Gündelik hayata yönelik ürünler tasarlamışlardır. Kahve fincanından, kentsel tasarıma kadar, çağdaş yaşamı her yönüyle ele almış, kullanım ürünlerini yeniden yorumlamışlardır. “Bauhaus, endüstri çağı düşüncesinin oluşturduğu bir eğitim merkezi oldu. 1919-1925 yılları arasında koşullara ve gereksinimlere göre yeni atölyeler kuruldu ve her sömestrde öğrenci programları yeniden oluşturuldu. Yapıcı düşünce temeli üzerine kurulan Bauhaus, eğitim sisteminde yeni bir çığır açtı. Kısa zamanda başka ülkeler de bu sistemi, yerel koşullara ve gereksinimlere göre değiştirerek benimsediler.”

Walter Gropius
Lyonel Feininger, “Katedral”, Bauhaus Manifestosu için kapak, Nisan 1919

Dessau’ya taşındığında okul endüstriyel işlevselliği benimsemiş, eğitim sistemi farklılaşmıştır. Devlet desteğini yitirmesi, okulu kendini finanse edecek çözümler bulmaya yöneltmiştir. Bu dönemde okulun kendi tasarımlarını üretip, satışını yapması, okulun zanaattan endüstriyel fonksiyonalizme geçişine sebep olmuştur. Bauhaus’un 1929’da Basel ve Mannheim’da açtığı, tasarımlarını tanıtma amaçlı gezici sergi büyük ilgi görmüştür.

Bauhaus’un bugün bile endüstri ürünleri tasarımı eğitimi üzerinde etkileri yoğun olarak sürmektedir. “En önemli özelliklerinden biri; makinelerden yararlanmayı benimsemesi, endüstrinin olanaklarını yadsımayarak endüstriyel üretim koşullarına uygun bir sanat eğitimi vermesidir. Bu da onu ilk gerçek endüstri tasarımı okulu durumuna getirmiştir.”

Werkbund altyapısından gelişen Alman tasarım geleneğinin, en önemli sembolü olan Bauhaus’un endüstriyel bakışa sahip eğitimi, “sanayi estetiği” diye adlandırılan yeni bir form dili ortaya çıkarmıştır.

Bauhaus'taki öğretim yapısı için şema

Türkiye’de İlk Endüstri Tasarım Eğitimi

Cumhuriyet’in kuruluşu ile birlikte, Sanayi-i Nefise Mektebi önemli bir rol üstlenmiştir. Bu eski kurum, Cumhuriyetin kuruluşu ertesinde, İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi (İDGSA) olmuştur. Kurumda yetişen Seyfi Arkan, Fazıl Aysu, Nazimî Yaver Yenal, Sadun Ersin, Muhlis Türkmen vb pek çok tasarımcı, çağdaş Türkiye’nin yeni yapılanma sürecinde evlerde ve kamu mekânlarında (TBMM, Florya Deniz Köşkü vb) mobilya ve iç mekân tasarımları yapmıştır.

Ancak Türkiye Cumhuriyeti, ilk dönemlerinde modern bir yaşam tarzını benimsemek istemesine rağmen eldeki üretimlerle yetinmek durumunda kalmıştır. Bu dönemde, “Türkiye sanayisi genel olarak az gelişmiştir. Akademi’de (İDGSA) Endüstri ürünleri Tasarımı ve üretimi 1920’lerin sonundan itibaren oluşmaya başlamıştır. Akademi, önceleri yalnızca güzel sanat dallarının eğitiminin verilirken, tasarım alanındaki ilk adımların atıldığı yer olmuştur.”

Bauhaus’un temel düşüncesi ve tasarım anlayışı bir eksen olarak önce kendi dönemini, daha sonra Ulm Tasarım Yüksek Okulu ve Alman endüstrisinin katkılarıyla Alman tasarım kültürünü, dolaylı olarak da modern çağın tasarım kültürünü etkilemiştir. Bauhaus hareketi, geçmişte olduğu gibi bugün de sanatın radikal bir biçimde modernize edilmesi amacını taşımaktadır. Bauhaus aslında, geleceğin inşası olan bir ütopyanın, bütün sanat alanlarını aynı potada buluşturmasıdır. Sanat ve zanaat bir uyum içerisinde birbirlerine bağlanmasıyla serbest ve uygulamalı sanat arasındaki ayrım da ortadan kalkmıştır. Bauhaus akademik eğitim sistemine sırt çevirmek suretiyle ve biçimlendirme esaslarını yeniden düzenleyerek, özellikle atölyeyi modern endüstri biçimindeki yapılandırmalar için öne çıkartarak ve favori olarak göstererek, sanat eğitimi alanını reforme etmesiyle, gerçek sanatsal tavrı ortaya koyabilmişlerdir.

Bauhaus bir fikirdi. Onun dünyadaki tüm ilerici okullar üzerindeki büyük etkisinin temelinde, onun bir fikir olma gerçeğinde yatmaktadır. Böyle bir etkiye ne bir organizasyonla, ne de propagandayla ulaşılabilir. Yanlızca bir fikrin böyle bir etki yapma gücü vardır ki, geniş yankılar uyandırabilsin. -Ludwig Mies van der Rohe, 1957
**Bu makalenin ilk hali Markut Sayı: 03, Kasım 2020'de Atahan Göktürk Güner tarafından hazırlanmıştır. Ekleme, çıkarma ve güncelleme yapılarak Sayı: 15'te Kasım 2021 sayısı Şahsenem Göksu Göktürk ile hazırlanmıştır.
Kaynaklar

    "Bauhause Tasarım Okulu” Atatürk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi 2014 18: 105-120 Serap BULAT, Mustafa BULAT, Barış AYDIN

    “Endüstri Ürünleri Tasarımı Disiplininde Bauhaus Etkileri” Mimarist Dergisi sayı: 66 s.17-24 Meltem Özkaraman Şen
    
    https://monoskop.org/Bauhaus
    
    https://tr.wikipedia.org/wiki/Bauhaus
    
    https://en.wikipedia.org/wiki/Bauhaus
    

Bu makale tarihinde MARKUT Dergi Sayı: 03 altında Atahan Göktürk Güner tarafından yazılmıştır. Sayının devamını aşağı kaydırararak okuyabilirsiniz. Üst menüden diğer sayılarımızı okuyabilir, buraya tıklayarak anasayfaya dönebilir veya alt bölümdeki formu doldurarak dergimize abone olabilirsiniz.

Paylaş:
Markut Mailde İllustrasyon
Dergimize Abone Olun
Yeni Sayıları Mailinize Gönderelim

ücretsizdir.